Yeşim Aydı - Sıfır Kitabı Yazarı Röportaj

13:04:00, BY Sümeyye Tunca -
 

 1-)Yeşim Aydı , başarılı bir yazar. Peki başka? Kimdir Yeşim  , nelerden hoşlanır, nelerden uzak durur?
Kimdir? Öylesine birisi diyebiliriz. Yanınızdan geçsem kafanızı çevirip bakmazsınız, baktığınızda aklınızda belirecek ilk kelimelerden birkaçı "Suratsız" ve "Somurtkan" olabilir. %90.  Aileme karşı beş yaşındaki bir çocuk olabilirim, şımarıklık yaparım ancak evden dışarıya adım attığımızda ya da bir yabancı evimize adım attığında suratıma o maske iner. Bunun önüne geçemem. Ne kadar sevinirsem o kadar çok somurturum. Bi' tuhafım. Bu yönlerimi hep yeni keşfettim. Kendimi bildim bileli benimle olanlar ise kitap okumaktan, film izlemekten zevk aldığım ancak dizilerle hiç aramın olmadığı. Anime izlemeye ve manga okumaya bayılıyorum, daha yeni yeni keşfettim belki bu yüzden üzerine çok düşüyorum ancak bayılıyorum. Uzak durduklarım ise başta aşık olmak, onu takip ederek evlenmek. Bu ikisi benim için imkansız gibi görünüyor, kendimi bu iki kalıbın içine sıkışmış halde hayal edemiyorum.



 2-)  Bir kitap yazmak ve bir hikaye paylaşma fikri nasıl oluştu?
İlk yazdığınız hikayeyi, ilk kurduğunuz cümleyi hatırlıyor musunuz?
Benim dönemimde SBS vardı, sınavdan çıktıktan sonra büyük bir boşluk oluştu, sürekli çalışmaya ve bir şeylerle uğraşmaya alışmıştım. Tesadüfen Facebook üzerinde Adını Feriha Koydum Senaryoları cinsinde sayfalar gördüm. Okudum ve arayış ya benimki, ben de yazacağım dedim ve kendime bir sayfa açtım. İlk yazdığım hikayeyi hatırlamıyorum S ile başlıyordu galiba. Aslında dilimin ucunda ama... Hatırlayamadım. Ama ilk cümlemi hatırlıyorum, "Derin bir nefes aldı." O dönem bütün hikayelerim aynı cümleyle başlıyordu, takıntılıydım resmen. 

3-)Bu güne kadar oluşturduğunuz karakterler arasında kendisine en yakın ve kendinize en çok yazma hissi uyandıran karakteriniz hangisidir? 
 Geçen yıl, pardon 2015 çok hızlı geçti 2014'te Sana Ait'in başladığı dönemlerde Andrea karakteri beni kendine aşık etmişti, birkaç hafta kadar önce Melek karakterini yazmaktan zevk alıyordum. Şimdi ise henüz adını bile belirlemediğim yeni bir karakterim var, onun üzerinde kafa yorma fikri bile beni heyecanlandıyor. Karakterlerimin hepsinde benden izler vardır. Depresyon halim Andrea'dır, acımasız ve güçlü yanım Melek'tir. Diyemem ki "O tam olarak benim", bu kez diğerlerine haksızlık olur, kendimi hepsine paylaştırmak zorundayım. Dönem dönem farklı karakterlerimin üzerine düşsem de hepsi eşit derece kalbimde.
Yine de Chrisopher benim daha sert ve erkek halim desem doğru olur. 

 4-) Kitabınızın yayınlama sürecinden bize biraz bahseder misiniz? 

 Şahsen benim açımdan oldukça sancılıydı. Yanılmıyorsam 2015 Nisan ortası Ömer beyden teklif geldi. Benim mesajı görmem bir haftamı aldı. Mesaja cevap verme cesaretini kendimde bulmam yaklaşık on gün kadar sürdü. Daha önceden yayınevlerinden teklif vardı ancak benim teklif beklediğim yayınevleri değildi. Epsilon yazısını gördüğüm anda zaten içimde havai fişekler patladı. Neyse... Telefonda görüşmeleri yaptık, sıra buluşma konusuna geldi. Sınavım olduğu için haziranda imza atamadım, bana kalsa koşarak gideceğim ama babam "Ağırdan al, başka yayınevlerinden teklif de gelebilir" diyerek inatla beni imzayı atmaya götürmüyordu. Yine tam olarak beni imzayı atmaya götürmedi, o gün bana söz vermesine rağmen işi çıktı, işe gitme mecburiyetinde kaldı. Bu durum beni fazlasıyla üzmüştü, hatta yatağa gömülüp ağlarken bir yandan arabayı kaçırma planları yaparak haritadan kendime nereden gitmem konusunda rotalar çiziyordum. Kafama koymuştum bir kere, beşte evden çıkacak arabayı kaçıracaktım. Net. Sonra benim bu kadar aksiyon planım suya düştü, annem dayımla konuşmuş. Gitme işi tamamlandı. Ardından imzalar atıldı. 
Ve iki gün sonra iki güçlü teklif daha geldi. Keşke babamı dinleseydim dediğim oldu ancak Epsilon ile çalışıyor olmaktan memnunum.
Ama hikaye bitti mi? Elbette hayır, iş düzenleme işine geldi. Çektim bilgisayarımı önüme, bir yandan bölüm yazıyor bir yandan da nerelerde ne gibi değişiklikler yapacağım konusunda planlamalar yapıyordum. Gayet normal. Kardeşim geldi, her şey normal seyrinde. Muhabbet ediyoruz, şakalaşmalar falan. Kardeşim odadan çıkarken ben de önüme döndüm. Sürpriz! Bilgisayarımın canı kahve içmek istemiş! Kahve! Ve bardağım da ona yardakçı olmuş. E, beyaz yakalı faciası, bilgisayar sağlam kalır mı? Ertesi gün kahve kokusuyla çalışıyor, klavye ve fare gitmiş. Babamdan gizli tamire gönderdim, babamın soracağını hesaba katmadım tabii. Babam işte, minimum iki gün yok rahatım kafasındayım ama akşamında eve geldi:
"Nerede bilgisayar?"
"Yok,"
"Getir işim var."
"Getirmem. Getirisem şarafsizam"
"Ne demek o?"
"Hasta" 
Babamın surat ifadesi aynen böyle: -_- 
Hop, gelsin Yeşim'e oradan da bir ceza. İnadına aynı saat içerisinde tamirciden bilgisayarı alıp bir ay boyunca yaptırmadılar. Teknolojik aletleri bozmakta, düşürmekte, kırmakta üzerime olmadığı için... El mahkum yazımdan koskoca bir ay gitti. Şükürler olsun ki okulu bahane ederek yeni bir bilgisayar alındı, eskisi tamire gitti falan ben düzenleme işine başladım. 
Kader bu, izin vermiyor. "Yeşim, yazma." diyor. 170 sayfaya yakın bir birikim benim yanlış kopyala/yapıştır yapmam yüzünden silindi. Sabaha doğru ağlayarak annemi uyandırdım. Kadın sanki bir şey yapabilecekmiş gibi. Sonra "Kader" dedim, tekrar yazmaya başladım. Bu sırada ilk hali/ikinci hali kıyasmaları oluyor. Fikirleri aldım, hangisini beğendiniz, diye. Genel olarak ilk halini sevenler ön plandaydı. İlk halini düzenleyip göndermeyi düşündüm ancak "İlk halini yayımlamak zorundasın" diye bir mesaj aldım. Yorumlara garezim yok ama eğer birisi beni emirleriyle dizginlemeye çalışırsa inadına tam tersini yaparım. Doğrusunun o olduğunu bilsem bile tersine yaparım, bana emir verilmesine hiç ama hiç gelemem.
İkinci kez yazmaya başladım, bir tarafta ilk hali, diğer tarafta ikincisi falan... Sonra bir şey daha oldu, ben galiba bellekteki dosyaları düzenlerken sırf başına bir şey gelmesin diye belleğe yazdığım 100 sayfayı yine kaybettim. Bununla beraber o bütün eski çalışmalarımın kopyaları da gitti. Çok sakin bir şekilde başımı yukarı kaldırım "Allah'ım, istemiyor musun? Ama ben dua ettim, sen de kabul ettin." modunda iki saat tavana bakarak konuştum. Balataları sıyırma evresinde miyim? Aynen öyle. Bir hafta kadar mola verdim, kafamı toparlama adına. Bu sırada okul için Edirne'ye taşındım. Okula alışırken bir hafta daha gitti. Sonunda yazmaya başladım, bölümler halinde teker teker yazıyor hem bilgisayara hem de belleğe kopyalıyordum. Normalde şanslı birisiyimdir ancak o sıralar hikaye konusunda şans durumu bende sıfır. Yirmi sayfaya yakın bir bölüm yazdım, tam kafamdaki gibi romantizmin ön planda olduğu bir sevişme bölümü. Kocaman gülümseyerek "Sonunda yaptım" modundayım. Kendime kahve yapmak için arkamı döndüm, su ısıtıcısına suyu doldurdum tekrar bilgisayara döndüm. Taa daaa! Hani, üzerine kahve dökülen bilgisayarım var ya. Kapanmış. Kendime bir kahve yaptım ve bilgisayarın simsiyah ekranına bakarak içtim. Aynısı hikayeyi yazarken üç kez daha başıma geldi. En sonunda alıştım, kahve kokusu mu geldi burnuma? Direkt dosyayı kaydedip bilgisayarı kapatıyordum. İnsan olan bilgisayarın başında iki saat durur, beş saat durur benim gibi 12 saati devirirse, sonunda bilgisayar kapanır. Neyse, en sonunda final bölümünü yazdım ve geri dönüp okumadan yayınevine gönderdim. Problem çıkmazsa zaten sorun orada. Bu kez de dosya yayınevine ulaşmıyor. En sonunda o sinirle sağlam on beş tane dosya attım bütün hesaplarımda. Ve şükür, gitti. Gitti ama kapak mesele. İmzayı attığım gün Beyza'dan yapmasını istedim ancak kapak ile ilgili bir fikir aklıma gelmiyor. Abartmıyorum imzayı attığım günden beri üzerinde kafa yormamıza rağmen son haftaya kadar ortaya bir şey çıkmadı. En sonunda hani şu olsun dedik. Teslim edeceğimiz hafta birkaç sorun ortaya çıktı, Beyza kapakları gününe yetiştiremedi. Kendimi biliyorum, başıma gelecekleri biliyorum. Ön kapağı hazırladım, arkasına da bir şeyler oluşturup yayınevine attım, dedim "Olduğu kadar olmadığı kader" Kapağın beğenileceği konusunda tereddütlüydüm, beğenmeyen çok olur diye umuyordum ancak gerek yayınevi gerekse okurlarım tarafından beğenildi. Talihsizlikler silsilesinde ilk defa gerçekten pes etmeden bir işin sonuna kadar gittim, yoksa benim çoktan sözleşmeye imzayı atamadan pes etmiş olmam lazımdı. İyi ki de savaşmışım. Kitabın geçtiği bütün evreler bunlar.

 5-)Kitabınız ile aldığınız olumlu ve ya olumsuz eleştirilerini nasıl karşılıyorsunuz?

İlk başlarda olumlu eleştiriler beni havalara uçuruyordu, "çk gzl" diye bir yorum gelse, hadi onu geçtim "yb" diye yazsa birisi ben sırıtıyordum. Sonradan sonraya bu yorumlar sıradanlaştı. Vincent Serisi için olumsuz eleştiriler yok denecek kadar azdı. Sadece ilk hali ve ikinci hali konusunda biraz şikayet vardı ve Brandon'ın durumunun uzandığını söylüyorlar. Ancak gel gelelim Siyahın Vedası'na... Tepki çekeceğini yayımladığım ilk günden beri biliyordum ancak arada "Tecavüze özendiriyorsun" cinsinde yorumlar geliyor. Kötü yorumlarla bir zorum yok, karşılık veririm aynı şey tekrarlanıyorsa umursamam ancak böylesine pis benzetmeler beni geriyor. Olumsuz yorumları dikkate alıyorum, karşılık verme tarzım iki cümleyle altına yorum bırakmaktan ibaret değil, haklı olduğuna inanıyorsam kendimi düzeltiyorum ancak yukarıda yazdığım gibi bir yorum varsa doğruyu söylemek gerekirse yedi cihanda umurumda olmaz. Melek henüz pes etmedi. Melek herkesin istediği naiflikte bir karakter olamaz. Benim karakterlerim başkalarının düşünceleriyle şekillenemez. Ben yazarım, kukla değilim. Olumsuz yorumlar eğer kişinin kendisine olan saygısını koruyarak yapılmışsa başımın üzerinde yeri var ancak beni elinde şekillendirip, tüketmeye çalışıyorsa yedi cihanda yeri yok benim için.


 6-)İkinci kitap olarak düşündüğünün bir hikayeniz var mı ?

 
Birçok kurgu var aklımda. İkinci kitap basılacak, üçüncü kitap için planlara başladım... Ancak bundan sonra pek seri yapacağımı sanmıyorum. Dur. Bir tane seri planım var, ondan sonra düşünmüyorum.


7-)Karakterlerinize gelmek isterim. Kitabın içindeki karakterlerin hangisi size en  uygun ve  bize kitabin akışından  biraz bahseder misiniz?

Karakterimin hepsini seviyorum, yukarıda da bahsettim. Kitabın akışını özetleyemem ancak sıralamam gerekirse yükseliş-durgun-durgun-kıpırdanma-durgun-zirve şeklinde ilerlediğimi düşünüyorum. Başında, ortasında ve sonunda patlak veren olaylar biraz bağlayıcı, sürekli yükseliş gösteremiyorum, bünyem kaldırmıyor. Bu yazı dilim için de geçerli.

 
8-)Kitap yazmak mı, sosyal paylaşım
 platformlarında hikaye yayımlamak mı?

Kitap yazmak öncelikli, ben uzun süre Wattpad'te bölüm paylaşmadım ancak bu süre boyunca ders çalışırken, otobüste eve giderken sürekli bir köşeye hep bir şeyler karalamışımdır. Wattpad'i keşfetmeden önce ve Facebook'ta yazmayı bıraktıktan sonra o aradaki iki yılda kendime defterler edindim ve bıkana kadar bir kurgu oluşturup onu izledim. Yazmak kesinlikle ön planda benim için.

 9-)Sosyal medya ile aranız nasıl ? 

Kötü. Sosyal medya bakımı yapılması gereken bir evcilleştirilmiş hayvan gibi benim gözümde, eğer aşırıya kaçarsanız siz onun evcil hayvanı olursunuz. Facebook, Twitter, Instagram, Snapchat, Tumblr gibi bir çok site var, paylaşım yaparsam hepsinde tek bir gecede paylaşım yapıyorum ve bu "Yaşıyorum yaşıyorum, sakin," mesajı veriyor. Çok gerekli şeyler olduğunu söyleyemem.

 
10-)Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

Beni unutmasınlar!

 11-)Hikaye yazan, kitap çıkarmak isteyenler geleceğin yazarlarına neler söylemek istersiniz?

Hikaye yazmak doğuştan gelen bir şey değil. Her nasılda okula gidip derslerimize çalışıyorsak, evimizdeki bir çiçeği düzenli olarak suluyorsak aynı şekilde yazı dilimizi de besleyip, yontmamız gerek. Bol bol kitap okuyup, denemeler yazsınlar. Kendilerini kıyasıya eleştirsinler. Ben ilk yazdıklarımı arkadaşlarıma okutuyordum, onların yorumlarını dinliyor fikirlerini alıyordum. Arkadaşlarından çekiniyorlarsa Wattpad var, dünya üzerinde en fazla kullanılan ikinci ülkeyiz. Bir okuyucu bir okuyucudur, hiçbir şeyi küçümsemesinler. Eğer bir yere gelmek istiyorsak çalışmamamız ve asla pes etmememiz gerekiyor. "Mezuniyete inanmıyorum. Bu işte gerçekten iyi olmak istiyorsanız, onu öğrenmelisiniz. Ben de bunu yaptım. Büyük bir karardı." demiş Aamir Khan, sadece yazma konusunda değil tüm konularda verilebilecek en iyi nasihat bu bence.

 En son okuduğunuz kitap: Tess'in Gözyaşları
En son izlediğin flim: Ex Machine
En çok sevdiğin şarkı: Şu sıralar Thoma Bergersen- Into Darkness ve Children of the Sun, Monoral - Kiri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder