GKBT 3. Tur [ Şahmeran Efsanenin Adı Hatice Üzgül ALıntılar

14:30:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:





 "Belki babam üç yıl daha yaşayabilseydi bir hatıra kalırdı aklımda ondan geriye. Bir söz, bir gülücük, bir hayal! Kim bilir..."


Ertesi gün masallarımın papatya kokusunu toprağa verdik.



Bir tohum kaç yaşında olursa olsun, uygun ortam verilmediyse ağaç değildir çünkü.


"İnsanoğlu olmak zor değil mi? Mutlak mutluluk için içindeki dört elementin dengesini bulmak bulmak zorundasın."



Sabır neydi? Yaşanan her zorluğa rağmen umutla geleceğe bakabilmek gücü müydü?


"Dikkat et. Denetimsiz sevgi tehlikelidir."


Bir kapı sadece anahtarla açılmaz Camsab, bazen de kırılır.


"Her yola çıkan hazineyi bulamaz, hazineyi her bulan ona gereken değeri veremez!"


Şahmeran'la tanıştığım o gün, işte o gün, ben kendimi buldum. Dinlediğim bütün efsanelerden daha büyük, daha gerçek, daha anlamlı bir hayatın kapıları açıldı önümde.


Ama ihanet böyle bir şeydi. Kalleşçeydi. Haksızcaydı. Acımasızca ve vicdansızcaydı.








GKBT 3. Tur [ Şahmeran Efsanenin Adı Hatice Üzgül Yorum ]

07:28:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:
Herkese Merhabalar ;
Yine  bir kitap yorumu ile karşınızdayım. 
Geveze Kalemler olarak gerçekleştirdiğimiz üçüncü kitap turumuz Portakal Yayınlarından Hatice Üzgül  kaleminden Şahmeran; Efsanenin adı adlı kitabı. 



Evet herkes bilir Şahmeran efsanesini. Yazar bu efsaneyi kendi kalemi ile okuyucusuna yansıtmış. Ben daha önce hem bir yerde okuyup hemde bunun yanılmıyor isem filimini veya çizgi görselini izlemiştim. 

Efsaneye gelirsek ; Camsab babasına dair hiçbir hatırası olmayan annesi ve ninesi ile yaşayan bir çocuktur. Annesi onu çalışıp bir iş sahibi olsun diye oduncunun yanına çırak olarak verir. Ustası ile ormana her çıktıklarında Camsab gözleri ağaçlardaki bal kovanların dadır. Bir keresinde kovanlarda bir tanesi düşürmek isterken ustasının onu uyarması ve nasihat da bulunması üzerine vazgeçer.  Daha sonra annesinden habersiz arkadaşları ile bal toplayıp satmaya çıkarlar. Camsab tüm bal kovanlarının yerini biliyordur ve arkadaşlarına kovanların yerlerini gösterir. Fakat daha sonra bu yaptığının doğru olmadığını anlayınca vazgeçmek ister fakat arkadaşları ona tepki göstererek ve onu tehdit ederek tüm balların yerlerini öğrenirler. 


Su içmek için durdukları kuyuda su olup olmadığını kontrol ettirmek için Camsab aşağıya indirirler fakat daha sonra ise Camsab kuyuda bırakıp çekip giderler. Çaresizce kuyunun dibinde kalan Camsab ne yapacağını bilemez işte o zaman onun yardımına yetişir Kutan ....

Efsanenin devamını size  anlatırsam kitabın bir anlamı kalmaz. Devamı merak ediyorsanız alıp okumanızı yeğlerim. 

Kitabı doğruyu söylemek gerekirse beğenmedim . Şahmeran hikayesi zaten bilindik bir olay ve yazar bunu  bir çok olayla bağlamış kitapta. Habil Kabil Nuh Tufanı Lokman Hekim. 
Fakat yazarın kalemi oldukça iyi yani nasıl desem akıcı. Okutuyor kendini. Fakat benim tarzım değil konusu. Fakat kitap kapağı gayet iyi. Biraz ürkütücü gelse de bana kitabın konusuna uygun...

Güneş Demirel Seni Severken [ Alıntı ]

12:30:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:




"Öyle..Karşılıksız sevdim. Onu gülerken sevdim, çapkınlık yaparken sevdim, uzaktayken sevdim, yanındayken sevdim. Ve hatta evlenirken sevdim. Baba olan halini sevdim. Öyle...
Kendi kendime sevdim be abla . Ama öyle bir hal aldı ki ... Sığmıyor şurama " dedi eliyle kalbini göstererek. "O da beni sevsin istiyorum ama olmuyor. Kendimi gurursuz biri gibi hissediyorum.Olmaz dedi bu akşam bir kez daha."




İstemiyorum Deniz... Seni paylaşmayı istemiyorum! Üzmeyi de istemiyorum! Ben... Ben sadece
sevmek istiyorum. Seni sevmek istiyorum. Seni sevmek... Gözlerini sevmek... Dudaklarını sevmek istiyorum...


"Çenemi tuttu ve yüzümü kendisine doğru çevirdi. ‘Bak, yüzüm yüzüne, kalbim kalbine bakacaksa eğer... Yanında erkek sinek istemem. Kıskanç, aksi adamın tekiyim ben, Gülsu!’ dedi ve tepkimi bekledi. Bana hiçbir şey sormamış, sadece şartlarını sıralamıştı. Şaşkındım, ürkektim ve çok cahildim, Deniz. Tam bir Karadeniz insanıydı. Hırçın, sabırsız… Tıpkı denizi gibi. Beni ona, onu da bana bırakmalıydı zaman. Soluk almak gibiydi o kesintisiz bakışmalar."



Elimi tut ve benimle yeni  bir hayata yürü."


"Bilmiyorsun! Ne biçim sevdiğimi bilmiyorsun!" diyebilirdi mesela.
Ya da " Sen eşeğin tekisin . Ben varken, gittin o aptal Nazenin'e aşık oldun!"


O hep benim sevdiğimdi, ben de onun... Hayatımıza giren insanlar, olaylar, ayrılıklar bunu değiştiremezdi. O başka sefere yol almış, bense kuytulara gizlenmiştim. Yönlerimiz zıt taraflara baksa da, aşk ayrıldığımız noktada sabitti. 


"Daha ne olsun güzelim! Bak gökyüzüne... Ay nasıl da parlak. Sonra yakamozlar...
 Sen ve ben ...
Bundan daha güzel bir an olamaz ki"


"Unutma sakın. Ben kimseyi senin kadar sevmedim"


" İşte sen Deniz... Benim hayatımın yedi rengiydin...
Gökkuşağı sendin. Hep hayrandım sana, hep bayılırdım bakışına. Ama... Kendime bile itiraf edememişim... Kaçmışım. Gizli bir düş gibi, kalbimin derinliklerine işlemişsin oysa."




Ateşin kalbine düşen Eros'un oku etkisini göstermeye başladı... "Gözleri çakıştığını an neye uğradığı nı şaşırmıştı Ateş. Kitlendi veya başka bir şey oldu. Yutkunmayı bırak, nefes dahi alamıyordu. Şu Eros, oklarından birini bugün için saklamıştı olmalıydı. Ve eğer Ateş'in kalbini bir dart tahtası sanmışsa, hedef tam on ikiden vurulmuştu. Sürekli içinden gelen şey , tekrar belirtmişti. Onu öpme isteği deli gibi çalkalıyordu kanını..."









Seni Severken Kitap // Güneş Demirel [Yorum]

12:10:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:

Merhaba arkadaşlar ;
Ben geldim yine bir kitap yorumu ile karşınızdayım.
Ephesus Yayınlarından çıkmış olan ve benim çok sevdiğim bir yazar olan Güneş Demirel kitabı ile karşınızdayım. Güneş Demirel'in ben ilk Şimdi Benimsin kitabını okumuştum ve kitap beni o kadar etkilemişti ki . Asla taviz vermeyeceğim bir kitap. Sonra ise yazarın Sen Yokken isimli kitabını  merak etmeye başladım ve sonunda onu da alıp okudum . Bu iki kitabı size şiddetle öneririm. Yazarın kalemi kendine özgü.  Kitabı okurken sanki kahramanların yanında sizde o olaya tanıklık ediyorsunuz. Güneş Demirel kitaplarında kurguları çok sağlam.
Benim en çok sevdiğim favori yazarlarından bir tanesi kendisi. Okumadığım sanırım iki kitabı kaldı. Onları da Kocaeli Fuarında alacağım.



Gelelim Seni Severken kitabına. İlk başta kitap kapağına bayıldım. 
Ciltli bir kitap . Zaten yayın evi bu konuda oldukça başarılı. Cildin üstündeki motif detayları kitaba başka bir hava katmış adeta.


Kitabın konusu Deniz'in çocukluk arkadaşı ve abisinin en yakın dostu olan Ateş'e  karşılıksız aşkını anlatıyor. Bu aşk öyle bir şey ki günden güne Deniz'i yeyip bitiriyor. Yakıyor kavuruyor. Ateşe'i öğle çok seviyor ki Ateş'in evli olması ve şımarık karısı ile onu mutlu görmesi içindeki acıyı alevlendiriyor. Fakat bu durumdan vazgeçmesi gerektiğini de biliyor ama bilirsiniz insan kalbine söz geçiremiyor. Tam umutları bittiği anda Ateş karısında ayrılıyor ve ikiz bebekleri ile annesinin yanına geliyor. Böylece Ateş yanı başındaki Deniz'i fark ediyor. Başlarda tabi Deniz'i istemiyor. Denizin abisinden çekiniyor fakat sonra beyimiz öle bir aşık oluyor ki sormayın okuyun gitsin.


Deniz ve Ateş'in hikayesine nazaran  yan karakterler olan Deniz'in çırağı Kemal ve annesi Gülsu'nun  da hikayesini konu almış yazarımız. Ben Deniz ve Ateş'in kinden daha çok sevim Gülsu  ve Erkan'ın hikayesini . Keşke daha ayrıntıya girebilseydi yazar. Efsun'un  hikayesi beni çok etkiledi fakat son sayfada kitabı öle bir kapattım ki yüzümde bir tebessüm. 



Elime alır almaz bırakmak istemedim. Bazı yerlerinde içim cız eti bazı yerlerinde ise tebessüm. Yazar kurguyu öle bir kitaba işlemiş ki okuyucusunu etkilemeyi başarıyor. 
Lafın özü ben bu kitabı çok beğendim.  Zaten yazarın tüm kitaplarını çok beğeneyeceğinize eminim. Benim puanım ;


Gamze Aygün // Üç Beden Aşk Yorum

14:54:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:

Kitabın Adı: Üç Bedende Aşk
Yazar: Gamze Aygün
Baskı Tarihi : Ocak 2016
Sayfa Sayısı : 272
Yayınevi : Aspendos Yayınları

Tarihte benzeri görülmemiş soğuk bir kış gününde, kalp hastası olan üç yaşındaki oğlu Seçkin'in kaybolması, bir yandan üniversite eğitimini tamamlamaya diğer yandan da maddi sıkıntıları aşmaya çalışan Belçin'in bütün planlarını alt üst eder. 
Olumsuzlukların çığ gibi büyüdüğü bu mevsimde erkeklerin gözlerini kamaştıran güzelliği ile tacizlere maruz kalan Belçin, her şeye rağmen ayakta durmayı başarabilecek midir? 

Yaşadıkları trajediden sonra gözlerini kaybeden asosyal kızı Deva'nın psikolojisine hassasiyetle yaklaşan Emel'in hayata karşı tutunduğu tavra hayran kalacaksınız. 

Asker yolu bekleyen Ceyhan'ın aldığı acı haberden sonra yaşadıklarıyla sadakat ve merhamet duygularını yeniden gözden geçireceksiniz. 

Ve her şeye rağmen aşkın büyülü kollarında umut yüklü kelimeler biriktiren gençlerin kesişen hayatlarına, kendi bedenlerinden dahi vazgeçebilecek denli fedakâr sevdalarına şahit olacaksınız. 

Yakası açılmamış hiçbir acı kalmadı bu hikâyede.



Gene bir kitap torumu ile karşınızdayım  kitap dostlarım.
Fakat bu öyle bir kitap ki  okurken içim burkuldu. 
Kitap da  üç farklı  karakterlerin acı dolu hikayeleri anlatılıyor. 
Aslında bakarsanız bu hikayeleri yaşayan bir çok insan günümüzde mevcut. 
Fakat bizler göremiyoruz.  Çünkü o kadar kendi yaşamımıza ayak uydurmuşuz ki  açın halinden aç kalmadığımız sürece anlayamıyoruz.  


Kitap da aslında farklı 3 kadının yaşamını anlatmakta. Hepsinin hayatı hüsran. 


Belçin soğuk kış günlerinde tek temennisi oğlunun üşü memesiydi
Çünkü elektrik ay dadını ödeyememişti ve yönetici de onun ısınma mekanizmasını 
acımasız yönetici tarafından kesilmişti. Eşini trafik kazasında  kaybetmiş ve oğlu ile yaşam mücadelesi veren bir edebiyat öğrencisi. Hem okuyor hem çalışıyor hemde minik oğluna bakıyordu. Hayat acımasızdı onlar için. Kitap da en çok beni etkileyen hikaye Belçin'in hikayesi oldu. Kimse onu anlamadı kimse yardım elini uzatmadı. Herkes kendi hayatına bakıyordu .  Zengin fakirin halinden ne anlar derler ya o hesap bir nevi. Ama Belçin karakteri benim favori karakterim oldu. Çünkü o kendinden önce bebeğini düşünen bir anneydi. 


"Annesi, küçücük ayak parmak uçlarına üflüyor ve ellerini birbirine sürterek ısıtmaya çalışıyordu. Son aidatı ödeyemediği için evinin ısıtma mekanizması, yönetici tarafından kesildiğinden bu yana bir hafta geçmişti."



Deva henüz daha on altı yaşında mavi çekik  gözleri ile herkesin dikkatini çeken bir kızdır.
Annesi ve babası ile geçirdiği trafik kazası sonucunda gözlerini kaybeder. 
Annesi Emel kızının  psikolojisi ve hayata yeniden devam etmesi için verdiği çabayı mücadeleyi anlatıyor. 


  "Bazı kadınlar vardır ki güçlüdür, dayanıklıdır, savaşçıdır. Bu güç fiziksel ya da görsel bağlamda bir güç değildir. Sanki seçilmişlerdir.Kah istem dışı, kah kendi istekleri doğrultusuna dayanma mekanizmalarını devamlı açık ve faal durumuna getirmişlerdir.İşte sen onlardan birisin Emel Deva da senin gibi güçlü bir kadın.



Ve son kadın karakterimiz Ceyhan. 
O bir anne. Oğlunun askerden gelmesini dört gözle beklerken oğlunun acı haberi ile yıkılır. 
Muhammet Ali ise cesur bir gençtir. 
Kahramanlığı ile tüm karakolunun hayatını kurtarmış bir asker gazimiz. 


Ceyhan önce Deva'nın gözlerinden öptü sonra Seçkin'e sarıldı."Siz yaşayın emi yavrularım"Ceyhan Deva'ya döndü. "Sen oğlumun güzel gözleri ile Şeçkin'ime bak ..."Sonra Seçkin'in göğsüne koydu kafasını ."Sen de kahramanımın kalbiyle sev o kalbe taht kurmuş kızımı..."

Hepsi gerçek hayattan . Zaten bu kitabı sevmemim bir nedenlerinden biri de bu. Hem dili akıcı hemde kendine özgü okuyucuya veriği bir tat var. 
Kitap kapağına gelirsek kapak kırmızı rengin en tatlı haline bürünmüş. 
Kitap da ki kızı ben Berçin benzettim.  Üç Beden Aşk kitabı acıları içinde barındıran bir kitap. Organ nakli bir bedenin yeniden yaşama sebebi oması başkalarına. 
Sizde Berçim , Ceylan ve Emel'in hikayelerine tanık olmak isterseniz hemen okuyun derim. 



[ Röportaj ] Ayşe AYHAN - Aşk Nerede

13:44:00, BY Sümeyye Tunca - 2 yorum:

Ayşe Ayhan "Aşk Nerede?" kitabının yazarı.
Kendisi çok tatlı ve kalemi başarılı bir yazar.  
Bu tatlı yazar ile röportaj yapmaktan gurur duydum. 
Kendisine yazarlık hayatı boyunca başarılarının devamını dilerim...




1-) Ayşe Ayhan, başarılı bir yazar. Peki başka ? Kimdir Ayşe,nelerden hoşlanır,nelerden uzak durur?
  Çok iddialı bir cümle oldu bu. Başarılı kısmını geçtim daha "yazar" kelimesini kendime konduramıyorum. İnşallah ileride gerçekten başarılı bir yazar olurum.
   Ben dört yıldır bir lisede matematik öğretmenliği yapıyorum. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesinde Astronomi ve uzay bilimleri bölümüne kayıtlıyım. Ama bir türlü okula gidemedim. :D Uzaktan bakıldığında matematik okumuş ve hala astronomi okumaya çalışan bir sayısalcıyım. Ama yakından sadece ve sadece bir kitap kurduyum. Kitapların dünyasında kaybolmayı ve yazmayı seviyorum. Huzur barındırmayan her şeyden, ön yargılı insanlardan uzak durmaya çalışıyorum.
2-)Bir kitap yazmak ve bir hikaye paylaşma fikri nasıl oluştu? İlk yazdığınız hikayeyi, ilk kurduğunuz cümleyi hatırlıyor musunuz?
   Lisedeydim ilk kitap yazma fikri kafama girdiğinde. Şu an yarım bıraktığım Saray Kadını adlı hikaye o zaman kafama yerleşmişti. Ama bir türlü istediğim gibi olmadı. Seneler sonra onu tekrar yazmaya başladım, daha çok kitap okumuş ve daha donanımlıydım. Ama bu sefer de hikayeyi amacından saptırdım. Bir gün ona devam etmek yerine çok severek okuduğum chic-lit yani romantik komedi tarzı yazabileceğimi düşündüm. Karşıma bir otel fotoğrafı çıkınca bütün hikaye kafama üşüştü. O an nedense bu hikayeyi sona ulaştırabileceğime, Aşk Nerede? kitabımı yazabileceğime emindim. Ve bu sefer azimle ve düzenle yazmaya başladım. Daha önceki yazılarımın ya da hikayelerimin ilk cümlesini hatırlamıyorum ama Aşk Nerede? 'nin ilk cümlesini sanırım asla unutamayacağım.
  "Bugün hayatımın en güzel günü."
3-)Bugüne kadar oluşturduğunuz karakterler arasında kendisine en yakın ve kendinize en çok yazma hissi uyandıran karakteriniz hangisidir?
    Kendime en yakın bulduğum karakter Aşk Nerede?' den Eric'ti. Sakin,huzur veren tavrı yeri gelince fırtınalar estirmesi. Eric'i yazmak çok güzeldi ama Hande'yi yazmak daha güzeldi. Çünkü Hande ben değilim ama olmak istediğim kişi. Nazikliğini, hanım efendiliğini bir kenara atıp herkese istediğini pat diye söyleyebiliyor. Öyle bir şey ki karakter sizin parmaklarınızda canlanıyor ve ona istediğinizi söyletebilir, istediğiniz hareketi yaptırabilirsiniz. Çünkü Hande böyle bir karakter. Eğlenceli ve pervasız. 
4-)Kitabınızı yayınlama sürecinden bize biraz bahseder misiniz?
    Kitabımı bitirdikten sonra yayın evlerine tek tek mail attım. Kabul edenlere dosyamı gönderdim. Bu sırada instagram hesabımda okumak isteyenler oldu. Ben de wattpadde paylaştım. Ama orada keşfedilme gibi bir isteğim ya da umudum yoktu. Çünkü siteyi kullananların yaşları itibariyle kitap çoğunun istediği nitelikte değildi. Bir lise hikayesi değil,içinde cinsellik yok, sigara içen bad boyumuz mevcut değil. Bu kitapları eleştirmiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Belki ileride ben de yazabilirim ama Aşk Nerede? böyle bir kitap değildi ve dikkat çekemedi o platformda. Aslında benim en büyük isteğim mail yoluyla kabul edilmesiydi. Ama yayın evleri maalesef çok meşguldü. Bazıları alımları durdurmuştu. Bir iki ay sonra agapi yayınlarına rast geldim. Ben agapi yabancı yazarları basıyor sanıyordum. Bu yüzden Türk yazarın bir kitabına denk gelince "Ben nasıl atlamışım Agapiyi? " dedim ve hemen mail attım. Gerçekten birkaç gün sonra cevap geldi ve bir hafta içinde bana dönüş yapacaklarını söylediler. Bir haftaya kalmadan da kitaplaştırmak istediklerini yazdılar. Hemen gidip imzamı attım. Ve gerçekten her şeyin hayırlısı olurmuş. Doğru. Yayın evi ve çalışanları konusunda içim o kadar rahat ki. Hem kitap sevgisi olan hem de işlerini en güzel şekliyle yapan insanlara rast geldim.
5-)Kitabınız ile aldığınız olumlu veya olumsuz eleştirileri nasıl kaldırıyorsunuz?
  Olumlu eleştirilerde çok seviniyorum ve çok şaşırıyorum. Niyeyse hala bir inkar mevcut ben de. Gerçekten sevmiş mi? diye yorumları tekrar tekrar okuyorum. Olumsuz eleştiriler çok gelmedi belki kitap çıktıktan sonra karşılaşırım ama genelde edebi değer konusunda oluyor eleştiriler. Ama her zaman dediğim gibi ben kitapsever bir matematik öğretmeniyim. Çok isterdim dünyada iz bırakacak insanları allak bullak edecek ağır bir kitap yazmayı ama şu an daha ilk kitabımda bunu yapmam beklenemez tabi ki. Kitapları pembe siyah diye ayrıştıranların eleştirilerini pek dinlemiyorum çünkü bu bence bir nevi ırkçılık. Ve hepsi hayatında en az bir kere Sophie Kinsella, Marian Keyes okuyup kahkahalarla gülmüştür. Ben de bu tarz yazdım. Çünkü kitap okurken eğlenmeyi çok seviyorum, neden okuturken eğlendirmeyeyim ? :)
6-)İkinci kitap olarak düşündüğünüz bir hikayeniz var mı?
  Yayınevinden sevgili Sibel Özcan Hakyemez benim kafama Aşk Nerede? 2 'yi soktu. Sanırım ikinci kitabım bu olacak. Daha sonra ise Saray Kadını'nı baştan ele alıp düzenleyerek devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü gerçekten sıra dışı bir konuya sahip.
7-) Karakterlerinize gelmek isterim. Kitabın içindeki karakterlerden hangisi size en uygun ve bize kitabın akışından biraz bahseder misiniz?
  Daha önce de dediğim gibi Hande ben değilim. Çok farklı yönlerimiz var ama aynı yönlerimiz de az değil. Ne olursa olsun Hande'yi kendimden çıkardım diyebilirim. Bu yüzden kahve aşkı ve kitap sevgisiyle Hande bana en yakın karakter.
  Hande deli dolu ve hayalci bir kızımız. Ve sırılsıklam patronuna aşık ya da aşık olduğunu sanıyor. Ama aldığı terfiden dolayı hayatı alt üst oluyor ve başına gelmeyen kalmıyor. Kendini bir takım yanlışlıklar sonucu İsviçre'deki bir köy otelinde buluyor. Otelde Eric'le tanışıyor ve ilk baştan hem didişmeye hem de karşı konulmaz bir şekilde birbirlerine çekilmeye başlıyorlar. Hande burada hem kendini keşfediyor - büyüyor diyebiliriz- hem de gerçek aşkın ne olduğunu öğreniyor. 
8-) Kitap yazmak mı, sosyal paylaşım platformlarında hikaye yayımlamak mı?
  Kesinlikle kitap yazmak. Bazı yazarlara o kadar şaşırıyorum ki kitapları çıktığı halde bir çok hikayesini paylaşmaya devam ediyor. İmreniyorum açıkçası. Çünkü ben öyle kolayca yazamıyorum. Büyük bir psikolojik hazırlık gerekiyor benim için. Bu yüzden de internet de paylaşırken içim acıyor. Yok olup gittiğini düşünüyorum. Nedeni de benim bile orada kitap okuyamamam. Dikkatimi ekrana veremiyorum, sayfa kokusu gibi olmuyor. Bu yüzden benim yazdıklarımın da rahat bir şekilde okunmadığını hissediyorum.
 9-)Sosyal medya ile aranız nasıl?
  Çok çok iyi. Bütün bunlara sebep olan sosyal medya zaten. İnstagramdaki bikahvebikitap adlı hesabımla ve büyüyen kitap ailemin bana desteğiyle bu işin sonunu getirebildim desem yalan olmaz. Ama sadece instagramda çok aktifim. Çünkü oraya ciddi bir zaman ayırıyorum. Güzel fotoğraf çekebilmeye ve ipucu vermeden düzgün yorumlar yazmaya çalışıyorum.
10-)Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz mesajınız var mı?
   Eğer Debbie Macomber'in huzuruyla Sophie Kinsella'nın komikliğinin bir kitapta nasıl bir araya geldiğini merak ederlerse Aşk Nerede?'yi okusunlar. Tam kahvenizi alıp koltuğunuza yerleşip okuyabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazarken "o an" ın huzurunu yansıtmak benim önceliğimdi.
11-)Hikaye yazan, kitap çıkarmak isteyenler geleceğin yazarlarına neler söylemek istersiniz?
  Nasıl kitap yazılır? diye ismini çevirebileceğim ingilizce bir kitap okumuştum yıllar önce. Aklımda kalanları kitap yazarken uyguladım ve çok işe yaradı. Öncelikle yazmaya başlamadan önce çok kitap okumuş olduklarına emin olsunlar. Çünkü ne kadar çok kitap o kadar çok birikim, o kadar rahat yazmak demek. Hikayeye başlamadan tüm karakterlerin isimlerini , mesleklerini, doğum tarihlerini, özelliklerini, yeteneklerini, geçmişini bir kağıda yazsınlar. Kitapta mesela A kişisinin mesleğinden hiç bahsedilmeyecek olsa bile yazsınlar. Çünkü bir karakter yaratmak onu daha gerçek yapmak kitabın içinde inandırıcılığın artmasını sağlıyor. Fark etmeden daha detaylı ve gerçekçi yazabiliyorsunuz. Sonunu bilmediğim hikayelere başlamak bende işe yaramıyordu o yüzden her bölüm için bir tablo oluşturdum ve anahtar kelimeler ve daha yazmadığım bölümde geçecek ama aklıma o anda gelen cümleleri hemen tabloda yerine koydum. Umarım bu tavsiyelerim onların da işine yarar.

En son okuduğunuz kitap: Marc Levy( Favori yazarım ) - Korkudan güçlü bir duygu 
En son izlediğin film: Ah Nerede Vah Nerede ( Ara ara açıp izlerim :))
En çok sevdiğin şarkı: Adele- Someone like you

Dilara BÜYÜK - Ensemdeki Nefes [ YORUM ]

14:23:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:
Merhaba arkadaşlar; 
Ben geldim gene bir kitap yorumu ile. 
Agapi Yayınları'nın çiçeği burnunda taze yazarı Dilara Büyük 'ün "Ensemdeki Nefes" adlı kitabı ile karşınızdayım. 
Yazarın ilk kitabı fakat ilk kitabı olmasına nazaran ben çok sevdim. 
Kitap karakterlerinden Barlas'a vurulmamak elde değil. Barlas'ın sevgisine Zümra'nın yaralı kalbine bayılacaksınız. He bir de Barlas'ın Zümra'ya geçmişi hatırlatışı.  Sevdiğine böyle değer veren bir adama daha önce hiç rastlamamışsınızdır. 



Kitabın konusundan bahsetmek istiyorum biraz. 
Zümra nişanlısını ve en yakın arkadaşını yatak da yakaladıktan sonra kalbindeki acı ve nişanlısından intikam ve içindeki acıyı indirmek için gittiği barda bakıştığı   adamın büyüsüne kapılarak başta istemez fakat daha sonra adamın  kokusuna kapılarak ismini bile bilmediği adam ile birlikte olur. Sabah uyandığında ise ensesinde hissettiği nefes ile uyanır ve arkasında ileride onu yakıp kavuran bir adam bırakarak evden ayrılır. 




 Yaşadığı ülkeyi  ve işini ardında bırakarak Türkiye'ye gelir ve bir şirkette çalışmaya başlar onu bekleyen sürprizleri bilmeden.  Patronunun oğlu ile tanışması üzerine işler karışır. Bilin bakalım patronunun oğlu kim?



Ensemdeki Nefes aslında kalplerinize sinecek bir hikaye. 
Bazen sizi ağlatıyor. Bazen ise hayran bıraktırıyor. Tutku ve arzu ön planda. 
Evet biraz cinsel sahneler barındırsa da tozunda bence. 



Kitap ta  hem Zümra'nın aşkı hem de Barlas'ın aşkı yoğun bir şekilde ele alınıyor. 
Her şey bir gece ile başlıyor fakat daha sonra bir ömür sürüyor. 
Biri düşse diğeri onu kaldırıyor. Diğeri düşse öbürü. 
Birbirinin sığınakları onlar. 
Kitabın tanıtım kısmında da yazdığı gibi;

Zümra ; kalbim diyecekti... 
Barlas; nefesim diyecekti . 
Ve artık kalplerinin atmasını sağlayan nefesten asla vazgeçmeyeceklerdi. 



[ Röportaj ] A.Ensar Can - Bir Siyasinin Hikayesi

05:39:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:




1-)Ensar Can, başarılı bir yazar. Peki başka? Kimdir Ensar , nelerden hoşlanır, nelerden uzak durur?
17 yaşında 18'inden korkan ve 18 yaşına bastığında omuzlarına daha ağır yüklerin yükleneceğini düşünen, olduğundan büyük ve olması gerekenden farklı biri. Kendini yazarak anlatmayı daha doğrusu bir şeyler anlatmayı seven biri. Yazdıklarında kurgunun yanında gerçekleri de anlatıyor. Yakınlarına göre fazla gizemli. Yani o kişi benim :) İstanbul'da yaşıyorum ve lise 3.sınıfa gidiyorum. Yazmanın yanında birde üniversiteye hazırlanıyorum. Wattpad Türkiye Elçisiyim. 16 Ocak'ta ilk kitabım, "Bir Siyasinin Hikayesi" raflardaki yerini aldı. Kitap okumak ve bir şeyler karalamanın yanında film izlemek ve İstanbul'u gezmekten hoşlanıyorum. Uzak durduğum şeylerde kötü alışkanlık olarak adlandırılan şeyler ve beni kötü gösterecek tüm davranışlar.


 2-)  Bir kitap yazmak ve bir hikaye paylaşma fikri nasıl oluştu?
İlk yazdığınız hikayeyi, ilk kurduğunuz cümleyi hatırlıyor musunuz?

Kitap yazma fikri lise 1'deyken oluştu. Ondan önce böyle bir fikrim yoktu. Şu anki hayatım tamamen o dönemle şekillendi. O dönem ki okulumun yapısı, çevrem ve yaşadıklarım beni yazmaya itti. Bunun yanında aşkta var tabii. İlk yazmaya başladığım hikayem Bir Siyasinin Hikayesi idi. İlk cümlem, "İsimsiz kahramanlar; bu ülke için nelerini vermedi ki..." oldu.


3-)Bu güne kadar oluşturduğunuz karakterler arasında kendisine en yakın ve kendinize en çok yazma hissi uyandıran karakteriniz hangisidir? 

İki tane var. İlki basılan kitabımın ana karakteri olan Sarper Poyraz'dı. Zaten onu tamamen kendi özelliklerim bağlamında yazdım. Bahsederken de ben diye bahsettiğim bir karakter. Diğeri de yine aynı kitapta kötü tarafı temsil eden karakter yani Esrarengiz. Sahnelerini yazmaktan keyif aldığım bir karakter.

 4-) Kitabınızın yayınlama sürecinden bize biraz bahseder misiniz? 

Açıkçası zor oldu. Ben Wattpad'da popüler değildim. Hikayelerimde okunmuyordu ve bu da beni günden güne yazmaktan uzaklaştırmaya başlamıştı. O günlerde yayınevimden teklif aldım ve süreç böyle başladı. Fakat düzenleme süreci çok ağır geçti benim için. Kitabı baştan yazdım diyebilirim. Düzeltilmesi gereken çok hata, doğruya çevirilmesi gereken çok yanlış vardı. Daha sonrasında da kitabın çıkış tarihinde çeşitli ertelemeler ve aksaklıklar meydana geldi ve bu da beni yıprattı. 31 Temmuz'da sözleşme imzaladık ve 16 Ocak'ta kitabımız çıktı.

 5-)Kitabınız ile aldığınız olumlu ve ya olumsuz eleştirilerini nasıl karşılıyorsunuz?

Yorum yapan herkes benim için baş tacıdır iyi veya kötü. Sonuçta hiçbir zaman mükemmel olduğumu iddia etmedim. Güzel yorum yapan insanlar benim mutlu olmamı ve rahatlamamı sağladı. Kötü yorum yapan insanlarda mutlu olmam ve rahat olmam için çalışmaya devam etmem noktasında beni uyardı. Bu yüzden onlara da tekrardan teşekkür ediyorum.

 6-)İkinci kitap olarak düşündüğünün bir hikayeniz var mı ?

İkinci kitap olayına pek sıcak bakmıyorum ama Bir Siyasinin Hikayesi için devam diyeceğiz. Çünkü yaşanması gereken ve anlatmam gereken bir kitap daha var :)

7-)Karakterlerinize gelmek isterim. Kitabın içindeki karakterlerin hangisi size en  uygun ve  bize kitabin akışından  biraz bahseder misiniz?

Dediğim gibi Sarper Poyraz karakteri bana en uygun karakter. Zaten kitap 1.kişi ağzından anlatılıyor. Akışa gelecek olursak, sevdiği kadın ile vatanı arasında kalan bir adamın başından geçenler anlatılıyor. Sıra dışı bir aşk, her şeyiyle ele alınmış bir dostluk ve kıyasıya süren bir savaş var.

8-)Kitap yazmak mı, sosyal paylaşım
 platformlarında hikaye yayımlamak mı?

İkisi de bir şekilde aynı kapıya çıkıyor. Sosyal medya platformlarında yazan arkadaşlarımızdan da kitap çıkaranlar var. Bende onlardanım. Tabii ki herkes farklı amaçlar uğruna bu işe başlıyor ama bana göre hepsinin yolu bir.

 9-)Sosyal medya ile aranız nasıl ? 

Sosyal medyada aktif biriyim. Tüm hesapları kullanıyorum diyebilirim.

10-)Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

Var tabii. Onlar sayesinde ilk kitabımızı elimize aldık. Ve yine onlar sayesinde de daha iyi yerlere geleceğiz. Her birine sonsuz teşekkürler, iyi ki varlar ve bundan sonrada iyi ki olacaklar!


 11-)Hikaye yazan, kitap çıkarmak isteyenler geleceğin yazarlarına neler söylemek istersiniz?

Eğer umutsuzlukları varsa vazgeçmesinler. Bunun canlı örneğiyim çünkü. Her şey bitmişken yeniden başladı benimi için. Bu yüzden sonunda kitap olmayacaksa bile yazmaya devam etmelerini öneriyorum. Çünkü yazmak her şeyden daha farklı bir özellik. Bunu iyi kullansınlar. Ve umutlarını da hiçbir zaman kaybetmesinler. Her şey onların elinde ve kaleminin ucunda.



 En son okuduğunuz kitap: Amnezi
Keşke ben yazsaydım dediğin kitap: Sıcak Ayaz
Beni çok iyi yansıtıyor dediğin karakterin:Sarper Poyraz

En son izlediğin filim: Ali Baba ve Yedi Cüceler
En çok sevdiğin şarkı: Kolpa- Gurur Benim Neyime

En sevdiğin renk: Kırmızı


Sevgili Ensar Can  buradan bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.

[ Röportaj ] Sinem YILDIRIM - Sensizlik Senfonisi

12:59:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:

Herkese Selam arkadaşlar ;
 Ay şu resimdeki tatlı kızın gülümsemesine bakın ya ne kadar güzel.
Sinem benim için çok değerli bir yazar . 
Agapi Yayınlarından çıkmış olan Sensizlik Senfoni kitabının tatlı yazarı. 
Canım benim bu güzel röportaj için teşekkür ederim birtanem....






1-)Sinem Yıldırım  , başarılı bir yazar. Peki başka? Kimdir Sinem , nelerden hoşlanır, nelerden uzak durur?
 Sinem Yıldırım bir yazar olmak dışında 19 yaşında, Ankara’da yaşayan ve üniversite sınavına hazırlanan bir genç kızdır sadece. Nelerden hoşlanırım kısmına gelecek olursak… Beni mutlu eden her şeyden hoşlanırım elbette. Ama en çok gülmeyi severim sanırım. Annemle vakit geçirmekten ve kedimle ilgilenmekten fazlasıyla hoşlanırım. Ve nelerden uzak kalırım? Karanlık! Hiç hoşlanmam karanlık ortamlardan. Göremediğim şeyler ve bilinmezlik beni hep ürkütmüştür. Bir de kibir putlarını yıkamayan insanlardan uzak kalırım.


 2-)  Bir kitap yazmak ve bir hikaye paylaşma fikri nasıl oluştu?
İlk yazdığınız hikayeyi, ilk kurduğunuz cümleyi hatırlıyor musunuz?

Kitap veya hikâye yazma fikri göz gezdirdiğim bir forum sitesinde hikâye yazan başka insanlar olduğunu görmemle başladı aslında. Bende yapabilir miyim diye düşünerek küçük defterlere aklımdan geçenleri karalamaya başladığımda bunun bir bağımlılık olacağını düşünmemiştim açıkçası. Ve şu anda yazmadan, yazmayı düşünmeden, kitaplarım hakkında beyin fırtınaları yapmadan geçen zamanlarımın sayısı gerçekten oldukça sınırlı. Bir uğraştan çok hayatımın büyük bir parçası oldu yazmak. Yazdığım ilk hikâyeyi de hatırlıyorum elbette ama ilk cümleyi hatırlayamıyorum maalesef. Zaten amatörce yazdığım ilk hikâyelerimin taslaklarını hep kaybettim.



3-)Bu güne kadar oluşturduğunuz karakterler arasında kendisine en yakın ve kendinize en çok yazma hissi uyandıran karakteriniz hangisidir? 


 Bende en çok yazma isteği uyandıran karakterim Sessizlik Senfonisi kitabımın şiir gibi konuşan aşığı, Yusuf Turan Miralı’dır. Ama hangi karakterim bana daha yakın diye düşündüğüm de bir karar veremiyorum. Çünkü henüz öyle bir karakter yazmadım.

 4-) Kitabınızın yayınlama sürecinden bize biraz bahseder misiniz? 

Yayın evim Mart 2015 tarihinde bana ulaştı ve görüşmelerimiz üzerine Nisan’da anlaşmamızı yaptık. O dönemde sınavlara hazırlandığım için ve yoğun tempom sebebiyle Sessizlik Senfonisi’ne ara vermiştim. Haziran’da yeniden başladım ancak yazamadım. Yazabilsem bile psikolojik olarak o kadar baskı altında hissettim ki yazdıklarımı beğenemedim. Bu gerçekten çok büyük bir sorumluluk ve oldukça profesyonel bir çalışma gerektiriyormuş, bunu öğrendim. Uzun bir aranın ardından hızlı bir çalışmayla düşündüğümüzden biraz daha ileri bir tarihte kitabımız çıkış yaptı. Şu anda Ankara ve Adana fuarlarına hazırlanıyorum.

 5-)Kitabınız ile aldığınız olumlu ve ya olumsuz eleştirilerini nasıl karşılıyorsunuz?
Üslup ve seviye sınırını dengeleyebilen eleştiriler benim için övgü dolu yorumlardan hep çok daha değerli olmuştur. Çünkü yapıcı bir eleştiri benim kendimi süzgeçten geçirmeme, eksiklerimi ve hatalarımı görmeme sebep oluyor. Ki ben öz eleştiri konusunda kendisine oldukça güvenen bir insanım. Hiçbir zaman “Ben oldum” diyemeyeceğime, daima öğrenmeye devam edeceğime inanıyorum. Bu yüzden her türlü yapıcı yorumu, eleştiriyi mutlulukla okuyorum. Kendimi geliştirebilmem için onlara ihtiyacım olduğunun bilincindeyim.

 6-)İkinci kitap olarak düşündüğünün bir hikayeniz var mı ?

 İkinci kitap olarak düşündüğüm bir hikâyem var. İsmi Hazan Rengi ve şu anda bir paylaşım sitesinde yayında… Ancak yayın evim veya başka bir yayın eviyle bu konu hakkında bir görüşmem olmadı henüz.

7-)Karakterlerinize gelmek isterim. Kitabın içindeki karakterlerin hangisi size en  uygun ve  bize kitabin akışından  biraz bahseder misiniz?

Kitabımın içindeki her bir karakter, özellikle olayların etrafında döndüğü dört karakterim bana oldukça yakın karakterler. Hiçbirisini birbirinden ayrıma gibi bir şansım olamaz çünkü onlarla 6 yıldır bir aradayız. Artık hayatımın büyük bir parçası haline geldiler ve hala benimle beraber yaşamaya devam ediyorlar.
Kitabımızın bilinen bir konuyu dili ve olay örgüsüyle farklılaştıran bir hikâyesi var. Fransa’da yaşayan ve Mardinli bir ağa olan Yusuf Turan Miralı geçmişe gömüldüğünü düşündüğü şeylerin tekrar gün yüzüne çıkmasıyla yurduna dönmek zorunda kalıyor, kitabımız da işte bu noktada başlıyor. Kuyunun dibindeki Yusuf karanlığını aydınlatan kadınla, yani Hale’yle karşılaştığında ilk görüşte âşık oluyorlar birbirlerine. Lâkin onlarınki imkânsız bir aşk çünkü Hale, Yusuf’un çocukluk arkadaşı Tuna’nın evlenme hayalleri kurduğu kadın. Böylece aslında başlamadan son bulan bir aşk oluyor onların ki. Şanın ve şöhretin, zenginliğin ve başarının zirvesindeki bir adamın aşkın pençesinde kalarak sevdiği kadın için ve arkadaşına karşı duyduğu derin vicdan azabıyla kendisini sürgün edişine şahit oluyoruz. Kimi zaman birbirlerinden kaçıyor, kimi zaman aşka yeniliyorlar… Onların kaderlerinde ya kavuşup aşk olmak ya da kavuşamayıp efsane olmak var… Bu da finalimiz de gizli zaten.
Kitabın içinde yoğun ve aslında masalsı bir aşk var… Şiir misali bakan bir kadına, kelimeleri şiir gibi dökülen bir adamın aşktan kelimelerini okuyacaksınız kimi zaman… Tabi bu hikâye sadece Yusuf ve Hale’nin aşkından ibaret değil, başka karakterlerimiz ve kitaba heyecan katan ufak tefek konularımız da var elbette. Bunların hepsi kitapta gizli…

8-)Kitap yazmak mı, sosyal paylaşım
 platformlarında hikaye yayımlamak mı?
 Her ikisinin de farklı bir tadı var. Yazdıklarınızın kitap kokusuna karışması, raflarda sergilenmesi gerçekten büyük bir mutluluk sebebi… Ancak sosyal platformlarda paylaşmakta her bölüm için ayrı ve incelikli bir yorum, çizdiğiniz yol için küçük tüyolar demek oluyor. Bu yüzden her ikisini de seviyorum aslında.

 9-)Sosyal medya ile aranız nasıl ? 

 Sosyal medyayla aram yaşıtlarıma ve akranlarıma kıyasla daha zayıf aslında. Evet, vakit geçiririm elbette ancak hayatımda büyük bir yer kaplamaz. Özellikle çevrem bunca genişlemeden önce çok daha pasiftim. Normal hayatımda da pek sosyal olduğum söylenemez zaten.


10-)Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

Hayallerinizden asla vazgeçmeyin, umudunuzu kaybetmeyin. Daha ilkokuldayken küçük bir deftere ilk satırlarımı yazmaya başladığımda eğer başarılı olursam bir gün bir kitabımın çıkmasını dilemiştim. Ve şimdi bunu başardım. Sizlerde vazgeçmeyin ve hayalleriniz için çabalamaya umutla devam edin.

 11-)Hikaye yazan, kitap çıkarmak isteyenler geleceğin yazarlarına neler söylemek istersiniz?

Daima kendilerini geliştirmeye çalışıp, eleştirileri dikkate alsınlar. Asla, ben başardım ve ben oldum düşüncelerine kapılarak çabalamayı bırakmasınlar. Çünkü yazdıkları her satırla, okudukları her kitapla ve göz önünde bulundurdukları her eleştiriyle birlikte kalemlerini bir kat daha güçlendirmiş olacaklar.


 En son okuduğunuz kitap: Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi
En son izlediğin filim: The Great Gatsby
En çok sevdiğin şarkı: Nükleer Başlıklı Kız Beni Hatırla ve Mert Fırat - Nilüfer