Fotograf // Ayşenur Kayabaşı Yorum

13:32:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:



Yazar: Ayşenur Kayabaşı
Tür: Romantik Komedi
Sayfa Sayısı: 448#2
Yayınevi: Dokuz Yayınları
  Çıkış Tarihi: 2015


Sıradan, sorunsuz ve mutlu bir hayata sahip olan Eylem'in, eski sevgilisi Gökhan'dan kurtulabilmek için tek bir şansı vardı! Planını harekete geçirip eyleme başladığında, hedef aldığı adamın başına neler açacağından habersizdi.

Şirketinin geleceği için atacağı imzayı bekleyen Tolga’nın tüm planları, zamansız çekilen bir fotoğraf karesiyle altüst olmuştu. Bu işten kurtulmanın bir yolunu ararken, onu günah keçisi durumuna düşüren kadını planlarına dahil etme kararı aldı.

Tesadüflerin ve çıkmaz yolların bir araya getirdiği iki insan, çekilen tek bir fotoğrafın başlarına açtığı sorunları çözmeye çalışırken, birbirlerinden uzak kalmayı ve aşktan kaçmayı başarabilecekler midir?




Selam arkadaşlar ; 
Ay ben  geldim hemde çok romantik komedi tarzı bir kitap . Ben okurken çok zevk aldım. 
Umarım sizde benim kadar zevk almışsınızdır. 

Kitap da her şey bir fotoğraf  karesi üzerine başlar. 
Eylem oldukça komik deli dolu bir kızdır.  Eski sevgilisi Gökhan ondan kendi isteği 
üzerine ayrılmasına rağmen Eylem'i rahatsız etmektedir. Bu durumdan rahatsız olan kızımız ise
kendisi gibi çatlak bir o kadar da sosyal medya bağımlısı arkadaşı Ilgın'ın gazına gelerek eski 
erkek arkadaşına yeni sevgili bulduğuna dair kendisinin hiç tanımadığı sadece saat sormak
maksadı ile yanına yanaştığı adam ile çekilmiş resmini göndermesi üzerine olaylar seğir gösterir.


"Yeni denizlere yelken açmak gerek Gökhan.."

 Fakat kızımızın hiç hesaba katmadığı bir şey vardır ki oda resmin medyanın eline geçmesi ve 
çekildiği adam  Sağlam Holding'in varisi Tolga Sağlam olduğu ve sonra olaylar olaylar ve bir bakmışız ki Tolga Sağlam'ın nişanlısı olmuş kızımız. 

"Rezil oldum herkese. Annem gördü mü ki? Of kıracak bacaklarımı. Allah'ım ne yaptım da bunları yaşatıyorsun bana? Küçükken babamı bezdirdim, tamam. Ama çocukluk aklıydı. Yoksa yanlış olduğunu bile bilsem, kravatlarını keser miydim? Çorbasına şeker atar mıydım? Kardeş yapacaklar diye her gece ortalarına yatar mıydım?"


Tolga ve Eylem ikilisine bayılacaksınız. Hele ki Eylem yok mu. İçi dışı bir. 
İçten ve samimi. Fotoğraf çektirirken ki verdiği cevap hele. Sizi işte o anda ben bu kitabı kesinlikle 
okumalıyım dedirtiyor. 

"Turuncu gül..." diyerek açıklamaya girişen kişi Tolga'ydı. ...Benim için özelsin anlamı taşır."

Kitabın devamı ise hep böyle minik atışmalar Tolga'nın ufak cestleri ve minik romantikleri ile 
kendinizden geçiyorsunuz ve puf kitap bitmiş. Yani kitabın ne zaman bittiğini bile anlayamıyorsunuz. 

"Sırf gülüşü güzel diye bir insana güvenmek aptallıktan başka şey değildi"

 Çiçeği burnunda yazarımızın daha ilk kitabı olmasına nazaran ben oldukça başarılı buldum.
Doğruyu söylemek gerekirse ben bu kitapta kendimi buldum. İlk defa bir karakter ile bu kadar içli dışlı oldum.
Mesela bende ev temizlemeyi sevmem. Eylem gibi görünen yerleri, aldırırım (annem duymasın :) ) daha sonra annemin bir ton azar işitirim ..


Bazı kelimeler tokat gibiydi. Ruhuma aldığım darbeyle sarsıldım. Tolga'nın kendini beğenmiş gülüşü, yukarı kalkan kaşları ve hiçbir hareketimi kaçırmayan bakışlarının altındayken kahkaha attım. Öyle sesli gülmüşüm ki yolan geçen birkaç kişinin dikkatini çekmiştim.Sağ elimi kalırdım ve hiç toz olmamasına rağmen yakasını çırpıyor muş  gibi davrandım. " Tolga" diye mırıldandım onu taklit ederken "Eğer bir gün bana aşık olduğunu söylersen, sen pişman olana kadar güleceğim."

Kitabın kapak resmini ise beğendim. Resimdeki kız insana   deli dolu bir kız tavrı takındırıyor. Tıpkı kitap da ki Eylem gibi.  
Deli dolu bir kitap okumak istiyorsanız "Fotoğraf" tam sizlik...


Eflatun Kurdele / Heather Burch Yorum

13:17:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:





 
Yazar Adı: Heather Burch

Çevirmen: Ayhan Ece Şirin 

Sayfa Sayısı: 368 

Dili: Türkçe

Yayın Evi: Arkadya Yayınları
Yayın Tarihi: Şubat 2016

Kimsenin baskısı altında kalmadan hür iradenizle karar verebilmek kişinin en büyük özgürlüğüdür. Adrienne Carter da hayatında ilk kez bir hayalini gerçekleştirerek okyanus kenarında, Victoria dönemine ait eski bir eve yerleşir. Bu evle birlikte kendi parçalanmış ruhunu da onarmayı düşünürken, küçük bir teneke kutu içinde, II. Dünya Savaşı'nda yer almış bir askerin genç bir kadına yazdığı mektupları bulur. 

''Umuda kaç yoldan tutunuruz'

Umut, her aldığımız nefeste, kalbin her atışındadır. Umut, kışın soğuğuna karşı koyan bir çiçeğin ölmeyi reddetmesidir. Her damarda akar, her savaşta galip gelir. Ben umutsuzluğa kapılmayacağım, Grace. Umut, benim ilerlememi sağlıyor. Şüphe zihnimi sarsa da umut beni esir alıyor. Ben umudun kölesiyim. Umut, bende çiçek açıyor. Umarım sende de açıyordur."


Bu eski mektupların iç acıtan gerçekliği, Adrienne'de bir şeylerin uyanmasına neden olur ve genç kadın, bunları yazanı bulmaya karar verir. Artık yaşlı bir adam olan William Bryant'tan öğreneceği çok şey vardır. Ancak mektupların ardındaki sırrı keşfettikçe zihninde sorular da belirmeye başlar. Kendi parçalanmış ruhuyla Bryant Ailesi'ne iyi gelecek midir, yoksa bu zamana kadar herkesin dediği gibi insanlara sadece sorun mu yaratıyordur?








"Aşkın avuçlarının arasından kayıp gitmesine izin verme.Üzerine bir ağ atıldığında korkup kaçma.Sen yalnızsan,bu okyanus da yalnız..."


Eflatun Kurdele kitabının yorumu ile herkese merhabalar.
Kitaba insatgram da başlatılan #okumafidanı isimli tag ile başladım ve  iki gün içerisinde bitirdim. Aslında bakarsanız benim için bir günde bitebilen bir kitaptı fakat annem solsun buna izin vermedi.  Kitabı çok merak ediyordum ve severek aldım. İlk önce söylemek isterim William yazdığı mektupları okurken içiniz gidecek. Aşkı bir de gelin bu adamın dilinden okuyun derim.


"Sevgili Grace, Bazen güzel yüzünü ve sesini unutmaktan korkuyorum. Seni kollarıma almayalı uzun Zaman oldu. Kelimelerini duymayalı uzun Zaman oldu. Geceleri gözlerimi sımsıkı kapatıyorum. Yaşadığımız her anı hatırlayıp, adeta tekrar yaşıyorum. Aklım bana oyunlar oynasa da benim umudum var. Seni seviyorum  William "



Adrienne Carter altı yıl evli kalmış fakat bunun sonucunda eşi ile anlaşamamış ve
boşanmış ve bundan sonraki hayatını göl kenarında bir evde geçirmek isteyen bankacı.
Yeni satıl aldığı evinin çatı katında bulduğu mektuplar ile başlıyor kitap .İkinci Dünya Savaşı esnasında William Bryant tarafından  sevdiği Grace'e yazılan mektuplar ve bir de fotoğraf bulur. Mektupları okudukça mektupları kaleme alan  William Bryant  merak ederek aramaya başlar. Bir kaç kişi aracılığı ile mektupların sahibi ile ilgili bilgi edinir.



"Her akşam gün batışını izliyorum, sıcaklığını son zerresine kadar içime çekiyorum, ve onu kendi kalbimden seninkine yolluyorum.Yaşayacak bir günüm daha olsa, onu da seninle geçirmek isterdim."




Will Bryant, Pops'un birlikte yaşadığı torunu.  Büyük babasını herkesten korumak onun
üzülmemesini sağlamak şu dünyada yapmak istediği tek şey . Hatta bu yüzden dolayı ilk kez Adrienne ile karşılaştıklarında onu tersler. Williams ise oldukça yaşlı fakat tatlı mı tatlı bir savaş gazisi.  Adrienne ile tanışınca ona kanı kaynar... Adrienne hikayenin içine girdikçe aslında aşkın bu denli güzel bir duygu olduğunu ve kendi kalbinin de bunu yaşaması gerektiğini anlar.

Grace,şunu her zaman hatırla; beklenmedik bir şekilde veya değil, eğer biri sana kibarca yaklaşıyorsa,mümkünse karşılığını sen de öyle ver. "Umuda kaç yol tutunuruz? Umut,her aldığımız nefeste,kalbin her atışın dadır. Umut,toprağı yarıp geçen ve kıyıları ıslatan bir nehirdir. Kuvvetten de ötesidir."


Andirenne ve Will aşk yaşayacağını ilk eve gelişinde ve terslenip gittiğinde anlamıştım.
Daha sonra birbirleri ile atışmaları ve mektuplardaki sözler çok güzeldi.
Sara'nın sakladığı şeyler olduğunu  öğrendiğimde William'a aşık olabileceği gelmişti aklıma
 ve işte orada anladım her şeyi zaten daha sonra çorap söküğü gibi geldi olaylar.
Ben kitap da en çok ama en çok mektuplara bayıldım. İnsanı can evinden vuran mektuplara. Ve acayip William sever oldum.


"Bazen birbirimizin için öldük. Belki de bu yüzden o mektuplar benim için bu kadar değerli oldu. Başka bir dünyanın daha olduğunu hatırlattı bana. Birlikte savaştığım adamları kardeş sevdim. Birbirimize, sadece savaşmış insanların anlayabileceği kadar bağlıydık. Ama ben savaşa başka bir sebeple katılmıştım. Ve memleketimden gelen mektupları okudukça bunu hatırladım. Yazın açan manolyanın kokusunu, baharda çıkan böğürtlenleri ve kumsala vuran okyanus kokusunu hatırladım. Ve ben o mektupları okurken aşık oldum. Gerçek bir aşktı bu. Beni duyuyor musun Sara? Ben o mektuplar aracılığıyla sana altmış yıl önce aşık olmuştum."



Günümüz aşk tarzını seven, sevgi, aşk ve geçmiş konularını okumaktan keyif alan,Jojo Moyes,  Sarah Jio tarzı yazarları okuyan herkesin kesinlikle keyifle okuyacağı bir kitap.
Kitap kapağı ise tam kitabı anlatıyor ve orijinal den kat ve kat daha güzel  zaten gene Arkadya Yayınları yine farkını gösterdi.





SIKI FIKI | EMMA CHASE YORUM

10:08:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:
Herkese Merhabalar; 

Yeni bir kitap yorumu ile karşınızdayım. Ephesus Yayınlarının ciltli 
kitaplarına bayılıyorum ya ben. Serinin 3 kitabı ile karşınızdayım  yine. 
Serinin ilk kitabı Karmakarışık ikinci kitabı ise bildiğiniz üzere Darmadağınık. 
Emma Chase kalemi sağlam bir yazar.  Kitaplarını severek
okuyacağınıza garanti ederim. 


Kitabın Adı: Sıkı FıkıAlt
Başlık: Tangled Serisi 3
Yazar: Emma Chase
Baskı Tarihi: Şubat 2016
Sayfa Sayısı: 400
Kitabın Türü: Roman, aşk, Edebiyat
Orijinal Adı: Tamed
Çeviri: Deniz Beril Bacaklılar
Dil: Türkçe
Yayınevi: Ephesus Yayınları


"Son derece sevimli, kahkahalarla okuyacağınız bir hikâye. 
Eğer Drew'u sevdiyseniz, Matthew'a bayılacaksınız." -K. Bromberg

Sıkı Fıkı, Karmakarışık günlerine geri dönüyor. 

Fakat bu sefer tavsiyelerde bulunan ve Dee Dee'yle 
uğraşmak durumunda kalan tabii ki Drew değil, onun en yakın arkadaşı olan Matthew!

Eğer bu hikâyeyi daha önce duyduysanız beni durdurun. Çapkın erkek bir kızla tanışır, ona âşık olur ve tepeden tırnağa değişir.
Epey güzel bir hikâye, değil mi? Ama bizim hikâyemiz değil. 

Bizimki çok daha renkli.
Dee'yle tanıştığım an Dee'nin özel biri olduğunu biliyordum. 

O ise benim kendisiyle birlikte olup, sonra da onu hayal kırıklığına uğratacak bir erkek olduğumu düşündü. Aksini ispatlamamsa epey vakit aldı. 
Ama konu sevişme olduğunda epey ikna edici olduğum söylenebilir.
Bu hikâyenin en güzel yanı sonu değil, o sona nasıl geldiğimiz...



Matthew hayatı oldukça düzenli; işinde gücünde çapkın  bir adam. 
Her kadının aşık olmak istediği türden biri. Kendini olduğu gibi gösterir.
Yapmacık olmaktan nefret eder. Aşkı sonuna kadar yaşamak isteyenlerden. 





Bu hafiften kafayı sıyırmış bir kızla taşınan çapkın bir adamın öyküsü. İkisi birbirine aşık oluyor ve çapkın adam hayat tarzını geride bırakıyor. Muhtemelen daha önce duyduğunuz bir hikaye , hatta kankam Drew Evans'tan bile duymuş olabilirsiniz. Ama olay şu ki o ve Kate hayatlarını yoluna sokmaya çalışırken, bilmediğiniz bir alternatif evrende de ben ve Delores yaşıyorduk. O yüzden hikayenin sonunu şimdiden bildiğinizi düşünüyorsanız da bir yere kaybolmayın. Çünkü yolculuğun en güzel kısmı, nihayet gideceğiniz yere vardığınız an değil, yolda olup bütün o çılgınca şeylerdi.




Dee ise  kendi istediği gibi davranan insanları kendinden uzaklaştırmak için striptizci gibi
giyinen bir kimyager. Roket bilimcisi.
Matthew etkilenmesinin sebeplerinden biri de öz güveni yüksek ve her soruya bir cevabı olması.
Dee ilişkiler pek olumlu bakmayan biri olduğundan Matthew ile olan ilişkisi ne de başlarda pek olumlu bakmaz..

İlk görüşte aşk diye bir şey yoktur. Öyle şey mi olur yahu? Hayallerinizi berbat ettiysem üzgünüm, ama ne yapalım. Cehalet mutlulukk gibi geliyor olaabilir ama o mutluluk kabuğunu soyup attığınızda, hiçbir şey bilmediğinizi fark edersiniz." 


                           

Kitap oldukça eğlenceli ve akıcı. 
Benim iki günümü aldı okumak. 
Zaten yazarın kitaplarını seviyorum. 
Kalemi kendine bağlıyor. 
Kitap kapağına ise diyecek kelime bulamıyorum . 
Gene yayınevi farkını ortaya koymuş ....



Senden Bebek İstiyorum / Aslıhan AKAGÖZ YORUM

08:58:00, BY Sümeyye Tunca - 1 yorum:

Yazar: Aslıhan Akagöz
Tür: Romantik Komedi
Sayfa Sayısı: 615
Yayınevi: Postiga Yayınları
Baskı Yılı: 2015

Senden Bebek İstiyorum Çünkü seni hiç unutmadım.Bir adam neden baba olmak ister? Mutlu ve sıcacık bir yuvada kendinden bir parçaya hayat verip onu büyütmek için, olabilir mi? Ama Yiğit ve Mert'in baba olmayı kabul etmelerinin sebebi bu değildi. Büyükanneleri Pakize Hanım gülümseyerek, "İlk kim kucağıma bir torun verirse bütün servetim onundur," deyince Mert, sırf Yiğit'e bir konuda daha üstünlük sağlayabilmek adına kabul etmişti bu isteği. Tek niyeti Yiğit'i her konuda alt edebilmekti. Peki, Yiğit buna izin verecek miydi? Mert'in kendisini alt etmesine göz yumacak mıydı? Peki iş anne adaylarını ikna etmeye gelince neler olacak dersiniz? Aslıhan Akagöz'ün çok okunan romanlarından aldığınız tadı sürdürmeye devam edebilirsiniz. Eğlenceli ve bir an bile kesilmeyecek heyecanıyla elinizdeki kitapla yazara hayranlığınızın artacağını garanti ederiz."Benim size verebilecek hiçbir şeyim yok," dedi güçsüz bir sesle. "Hayır, yanılıyorsun Sedef." Adını adamın ağzından duymak garipti. Rahatsızlık vericiydi. "Sen şu sıra bana çok lazım olan o en önemli şeyi verebilirsin." "Ben anlayamıyorum. Mert Bey siz benden ne istiyorsunuz?" "Ben senden bir bebek istiyorum."





Herkese kitap dolusu selamlar;
Gene Bir kitap yorumu ile karşınızdayım arkadaşlar. 
Kitapların benim dünyam olduğunu söylemiş miydim? 
Neyse artık söylemiş bulunuyorum...




Sırada Aslıhan Akagöz'ün Senden Bebek İstiyorum kitabını okumuş ve yorumlamış bulunmaktayım.
Yazarın son kitabı olan Hasret Rüzgarları kitabını okuyunca dedim bunu da okumalısın Sümeyye.

Yiğit ve Mert Yücesoy onlar birbirine zıt giden iki kuzen. Bulundukları yaşa onları babaanneleri Pakize Hanım kalp krizi geçirir.  Her babaanne torununun mürüvvetini görmek ve bebek sevmek ister. İste ölümü atlatmış olan Pakize hanımda Yiğit ve Mert bir teklif sunar. Ölmeden önce ilk hanginizin bebeği olursa  tüm servetim onun olur. 


Teklifi ilk kabul eden Mert olur. Yiğit ise Mert'in kendisini alt etmesine  asla izin  vermez ve teklifi kabul eder. 

"Harika! ilk kim kucağıma bir torun verirse bütün servetim onundur."


Yiğit 3 sene önce Feyza ile bir birliktelik  yaşanmış ve ayrılmıştır. Evet Yiğit'in aklındaki kişi Feyzadır. Tabi Feyza bu işe ne der  bilinmez...


 Sedef ise kanser hastası annesinin masraflarını karşılamak için para bulmaya çalışıyor. Vasıtalar aracılığı ile Mert'en gelen teklife ne cevap vereceği bilinmez. 


"Annenin tedavi masraflarını üstlenmemin karşılığına senden bebek istiyorum"

Bakalım bu bebek oyununda hayat bu dört kahramana ne gösterecek?
İlk önce kim evlenecek? Kimin ilk önce bebeği olacak? 
Ve en önemlisi de miras kime kalacak ?

"Her ne kadar karşındakine duygularını hissettirdiğini düşünsen bile ona bunu kelimelerle de söylemekten çekinme. Çünkü insan sevildiğini hissettiği kadar duymayı da istiyor..."


Çok ama çok eğlenceli bir kitaptı.  Zaten yazarın tüm kitaplarını mutlaka severek okuyorsunuz. Sizi sıkmayan ve daha çok kalemine bağlayan bir kaleme sahip yazar. Kitabın kalınlığı sizi sakın he korkutmasın. Olaylar o kadar zevkli ki ne zaman bitirdiğinizi siz bile anlayamazsınız.  Bazen gözleriniz dolacak hele ki son kısımda bazen ise Yiğit ve Mert'in atışmalarına tanık olduğunuzda ise güleceksiniz.  Sizde benim gibi yazarın kalemindeki aşka esir olacaksınız...


“Sana bir şey olursa ben hayatıma hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam edemem. Çünkü ben seni tümüyle hayatıma dâhil ettim. Hayatımın merkezine oturttum seni. Varlığına dört elle sarıldım. Şimdi sana bir şey olursa ben... Ben yaşamaya kaldığım yerden devam edemem. Sen olmazsan hayat biter benim için. Ben senin yokluğunla başa çıkamam Sedef. Bunu başaramam.”



Genç kızın gözleri dolu dolu olmuştu. Söylemek istediği çok şey vardı ama kocasının sözlerini kesmedi. Mert ise ciddileşerek derin bakışlarını karısının gözlerinin içinden bir an olsun çekmedi. “O zamanlar bana neden seni seçtiğimi sormuştun. Etrafımda bana o bebeği vermek için can atacak kadınlar olduğundan söz etmiştin. Haklıydın. İstediğim herhangi birinden çocuk sahibi olabilirdim. Ama istemedim.” Son sözlerini söylemeden önce derin bir nefes aldı sonra da gülümseyerek, “Sedef, ben çocuğumun annesi sen ol istedim çünkü ben farkında olmadan seni sevdim,” dedi

Lauren ROWE Röportaj (Kulüp Serisi Yazarı)

13:39:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:
Merhaba arkadaşlar ; 

Size bu sefer severek eğlenerek yapmış olduğum röportaj ile karşınızdayım. 
Kanes Yayınları'n dan çıkmış olan ve Lauren Rowe kaleme aldığı Kulüp Serisinin ilk kitabı Saplantı'nın yazarı ile bu tatlı sohbeti gerçekleştirdik. Şahsen benim için değişik bir tecrübe oldu . 
Çok severek yaptım ve özenerek gerçekleştirdim bu röportajı.
Umarım sizde benim kadar zevk alarak ve beğenerek okursunuz.
Röportaj Türkçe olarak yayınlıyorum.



1-Lauren Rowe başarılı bir yazar. Peki Başka ? 
Kimdir Lauren Rowe , nelerden hoşlanır , nelerden uzak durur ?

Ben ailemi ve arkadaşlarımı çok severim ve genellikle onlar ile vakit geçirmekteyizdir. Bunun dışında bir grupta şarkı söylüyorum. Kitapların yanı sıra singil yazmak benim en sevdiğim şey. Şarkı yazarım ve kitapları sesli olarak anlatırım. Kaliforniya'nın San Diego şehrinde yaşamaktayım. Burada hava durumu her zaman güzel. Bu yüzden dışarıda sık sık  köpeğim ile yürüyüş ve egzersiz  yaparak güneşin keyfini yaşarım. 

2-Kitap yazma fikri sizde nasıl oluştu ve Kulüp serisi nasıl ortaya  çıktı?

Dürüst olmak gerekirse bu konu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir gün "Rush" flimini izlerken "Chris Hemsworth "  gördüm ve flimi çok beğendim. Çok güzel bir flimdi ve bana Jonas fikrini verdi. Ve benim beğendiğim bir çok kitap var insanlarında benim kitabımı beğenmelerini düşündüm ve mutlu oldum kitap yazmaya karar verdim. 



3-Bir cümle ile bize Jonas açıklar mısınız?

Jonas yakışıklı ; aslında umutsuzca aşkı istiyor fakat bunun farkında değil.

4-Bir cümle ile bize Sarah açıklar mısınız?

Sarah güçlü bir kadın  ve  henüz hayatının en büyük tutkusunu yaşaması nasıl bilemez.


5-)Kulüp serisini yazarken en sevdiğiniz sahne hangisidir?

İlk kitapta benim en sevdiğim sahne Jonas 'ın anonim e posta yazdığı yer oldu. Jonas'ın ona gelen e-postaya verdiği tepkiyi seviyorum. Ve tabiki de Sarah'ın isimsiz e-postasını yazdığı yeri seviyorum.

6-)Kulüp serisini yazarken nelerden ilham kaynağınız nedir?

Benim ilham kaynağım; belki bu çok dürüstçe olucak ama kişisel fantezilerim.


7-Kulüp serisinde hangi ana karakteri seviyorsunuz?

En çok sevdiğim karakter Jonas.Fakat aynı zamanda Sarah Jonas ve Kat demek istiyorum. Çünkü hepsinde kendimden bir parça buluyorum. Çok fazla Josh karakteri değilim ama onu da severim.

8-Kendiniz hakkında bir şey değiştirmek olsaydı ne olurdu?)

Sabır diyorum keşke daha fazla sabrım olsa.


9-En büyük başarınız nedir?

Ailem. Bu kadar çok insan beni seviyor  ve bana güveniyor.Bir yazar olarak, benim en büyük başarım Kulübü Serisi. Ben bu kitapların gurur duyuyorum. Onları tüm kalbimle seviyorum.


10-) En son okuduğunuz kitap :The Deal - Elle KennedyEn son izlediğiniz flim: Matt Doman'ın oynadığı Marslı flimiEn sevdiğin Şarkı: Creep Radiohead.

(Son olarak okuyucularınıza iletmek istediğiniz mesaj var mı ?)

Evet onları seviyorum. Benim en büyük hayalim insanların farklı dillerde, uzak yerlerde benim hikayelerimi ve kitaplarımı okumaları beni çok  mutlu ediyor. Onlara kalbimin derinliklerinden teşekkür ederim. Belki size saçma gelebilir ama benim kitaplarımı seviyorsanız ; o zaman beni seviyorsunuz gibi hissediyorum.Ben kalbim ve ruhum ile yazıyorum kitaplarımın her sayfasını. Herkese buradan teşekkür ederim. 

Bu güzel röportaj için size çok teşekkür ederim. 
Sevgilerle...


SAPLANTI | LAUREN ROWE YORUM

13:12:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:

SAPLANTI | LAUREN ROWE YORUM

 13:12,  BY ELSA'NIN KITAPLIĞI - 


  İstediği her şeyi elde etmeye alışkın olan zengin iş adamı 
Jonas Faraday, özel bir kulübe yapılan başvuruları 
değerlendirmekle grevli kayıt asistanından 
isimsiz bit not  alınca, onu bulmayı ve ona hayatında 
hiç tatmadığı maceralar yaşatmayı takıntı haline getirir.

  

                                            Masum bir merakla başlayan bu keşif karşı 
                                              konulamaz bir tutku ve saplantıya dönüşür.

                                         Muhteşem bir kurgu; kesinlikle sürükleyici; tutku, 
                                                  hüzün ve mizahın kusursuz karışımı... 
                                                 Elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitap.
                                                               -The Romance Cover-




Herkese kitap dolusu selamlar;
Gene Bir kitap yorumu ile karşınızdayım arkadaşlar.
Öncelikle bana bu kitabı gönderen Kanes Yayınları'na teşekkür ederim.
Bu kitabı bastıkları içinde ayriyeten.
Kitabı beğenerek okudum. Hatta elimden bırakmak isteyesim gelmedi.
Kitap aslında +18  yetişkin kitabı fakat okuyucuyu kendine hapsetmeyi biliyor.

 Aslında kitap bir seri. Serinin adı  Kulüp serisi. Seri olduğunu öğrenir öğrenmez Ufak Bir Araştırma yaptım.Yazarın web sayfasında gezindim. Seri toplam da yedi kitap. Hatta geçtiğimiz günlerde
yayın evi serinin ikinci  kitabını ön siparişe açmış.




"Hayatta istediğim şeyin sen olduğunu tahmin bile edemezdim."
Her şey Jonas Fraday bir randevulaşma ve seks kulübüne girmek için doldurduğu formu ile başlıyor. 
Jonas formun yanında kaydını yapacak olan kayıt asistanına da not yazması üzerine her şey değişiyor.

"Bu mesaj ise sana Benim Güzel Kayıt Asistanım. Benim fazlası ile dürüst düşüncelerimi; gizli derinlerde kalmış sırlarımı öğrenmekten zevk aldın mı?"

Kayıt asistanımız Sarah  ise  bir hukuk öğrencisi. Başta Jonas'ın yazdığı nota kızmış olsa da daha sonra iç güdülerine karşı gelemiyor ve Jonas'ın notuna isimsiz olarak  karşılık veriyor.  

"Benim Fazlasıyla  Dürüst Bay Faraday'ım. Bu e-posta Kulüp'ün resmi bir bildirimi değildir. Aslına bakarsanız Kulüp'ten herhangi birinin bu yaptığımdan haberi olursa ağzımdan daha "bal badem" "yaprakşları düşen bir çiçek " "sıcak bıçağın yumuşak tereyağına saplanması gibi içime girmek ya da favorim olan "lanet olası-aşağılık -ukala- piç herifin teki "kelimelerini kullanmadan işimden olurum.Bir sonraki  ev kiramı ödememe mani olmamak adına, bu küçük sırrın aramızda kalacağını umuyorum. Gracias."


 Fakat anladığım kadarıyla Sarah düzgün ilişki isteyen bir kız. Jonas'ın ona bu ilişkiyi veremeyeceğini tahmin ederek ondan uzaklaşıyor.
Tabi kıza ulaşamyan Jonas deliriyor ve kızı araştırmaya başlıyor.

"Seni bulmam gerekiyordu Sarah. Seninle konuşmak zorundayım. Aklımı kaçırmak üzereyim."

Bu bölümler çok güzeldi. İkiz kardeşi ile yaptığı atışmalar falan Jonas'ın. Evet Jonas'ın Josh adında bir ikiz kardeşi var. Jonas'ın zıt karakteri diyebiliriz ona.
Yalnız iki kardeşe bayılacaksınız. Neyse Jonas kızımıza bir şekilde ulaşır ve olaylar olaylar....

"Gerçekten de onunla konuşmak istemiştim. Onu düşünmeden duramadığımı, ona deli olduğumu, her seferinde ağzımın payını vermesine rağmen buna bayıldığımı, yüzünü hiç görmememe onu bulabilmek için dağları yerinden oynattığımı çünkü buna değdiğini söylemek istemiştim. "

 Kitaba o kadar bağlanıyorsunuz ki içinde kayboluyorsunuz resmen. Kitabın yetişkinlere özgü olduğuna bakmayın aslında bir nevi romantik komedi tadında . Sarah'ın verdiği iç savaşa Jonas'ın bağlılığını iki karakterin dilinden dinleyeceksiniz. Sıkılmadan hemde.
Erotik romans ve aynı zamanda romatik komedi sevenlere kesinlikle bu seriyi okumalısınız diyorum..

Artık Çok Geç / Şerife Kar Yorum

13:47:00, BY Sümeyye Tunca - Hiç yorum yok:



Kitap Adı: Artık Çok Geç 
Kitap Yazarı: Şefika Kar
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa Sayısı: 472
Baskı Yılı: 2016


Birini sevdiğinde onu her şeyiyle seversin. Kızdığında kirpiklerine
sakladığı şefkatiyle, ağladığında gülmek isteyen gözleriyle, vicdanıyla,
içtenliğiyle ve kimi zaman da sahip olduğu mucizesiyle...

"Karanlık ne kadar koyu ise, küçük mucizeler de o kadar büyük ve anlamlı olur.
Her yer aydınlık olduğunda ise hepsinin adı sadece hayat olur.
Bu kitabın her satırında hayatın, mucizenin ve yaşamın ta kendisi olduğu yazılı."





Evli ve mutlu bir kadın olan Kavin'in yuvasında tek eksiği bir bebekleri olmamasıdır. Evliliğinde eksik olan şeyi tamamlandığında ise hayat ona başka bir yüzünü gösterir ve onu gene can evinden vurur. Sevdiği adam , kocası onu kendi evinde başkası ile aldatır.  Bunu öğrenen Kavin yıkılır. Ne yapacağını bilemez. Üstelik bebekleri de olacaktır artık.  Her şeyde bir hayır vardır diyen Kavin içinde bulunduğu durumda en güçlü gibi görünmek zorunda kalır. Aslında içten içe kendini yiyip bitiriyor fakat ona kola konat gelen ailesinin olduğunu anlayınca hayat karşında dimdik ayakta duruyor.
 Kadın olarak Kavin'in karakterini çok sevdim ben. Yıkıldığı yerden ayağa kalkıp hayata tutunmaya çalışan kadınlardan olmasi çok güçlü bir  karakter olduğunu göstermekte zaten. Ve  başına gelenler her kadının hazmete bileceği şey değil. 

Aynı zamanda yaptığı hatanın pişmanlığını çeken bir eş Sinan. Yaptığı hatanın pedelini öyle bir ödüyor ki. Kitap da sinir olduğum ve cok kızdığım bir karakter  Sinan. Kalbi ne istediğini bilmeyenlerden. Herkese mavi boncuk dağıtan lardan fakat hersey kafasına dank ettiğinde elindeki en değerli şeyleri kaybettiğini anlar. Geç tabi hersey için.Aşkın sevginin değerin ; elindekilerin kıymetini bilmesini anlatıyor. Son pişmanlığın fayda etmeyeceğini; gideningeri gelmeyeceğini yazar tüm duygu aktarması ile sadece kendi tadınca okuyucusuna aktarıyor. Yazarın okuduğum ilk kitabı benim. Daha öncede bir kitabı çıkmıştı . Fakat alıp okumak nasip olmadı fakat bu kitabı okuyunca onuda mutlaka alıp okuyacağım. 




"Kavin... Yaprağını içe döken hazan , baharı ruhuma saçan çiçek... 

Ömrüne arasam değecek,  

ömrümce beklesem bir gülüşü yetecek. 

Kalbim... 

Sonsuza dek seveceğim kalbim."





"Bir nefes öte ya da beridir yaşamak... 
Alacağın tek solukta gülmek ya da ağlamaktır. 
Kimi zaman da ölmektir yaşamak. 
Çünkü bazen tüm yaşadıklarını silen son busedir yaşamak. 
Aşktır yaşamak aşk! Kavuşsan da kavuşmasan da aşktır yaşamak!"